27 Eylül 2010 Pazartesi

3 Haziran 2010 Perşembe

Transfer sezonu açılır..






13 Mart 2010 Cumartesi

F1 başlıyor!


F1 Bahreyn Grand-Prix'siyle başlıyor. Değişen kurallar, yeni gelen takımlar, yarışlardan çekilen takımlar, takım değiştiren pilotlar ve bunun gibi birçok tartışmayla geçen uzunca bir aradan sonra yeni sezonun ilk pole pozisyonu için yarışıldı.

Bu senenin en çok konuşulan gündemi ise M. Schumacher'in tekrardan ancak bu sefer Mercedes-Benz pilotu olarak F1'e geri dönmesiydi. 41 yaşındaki pilot dünkü antreman turlarında eskisini aratmayacağının sinyallerini verse de yarışa 7.sırada başlayacak.

Bir diğer önemli haber ise çok büyük bir kaza atlatan Felipe Massa bu sezon tekrardan yarışlara başlayacak olması, başarıya aç bir şekilde dönen Massa Sebastian Vettel'in arkasından yarışa 2.sırada başlayacak.

Geçen senenin tabiri caizse en "bomba" ekibi olan Red Bull Racing ise bu sene de ilk grand-prix olan Bahreyn'deki yarışa damgasını vurdu.. Pole pozisyonunu elde eden Sebastian Vettel bu sene de podyumların aranan ismi olacağını herkese gösterdi. Takım arkadaşı Mark Webber ise M.Schumacher'in önünde 6.sırada Bahreyn'de start alacak.

3 Mart 2010 Çarşamba

Milli Nostalji



Mükemmel olmuş..!

2 Mart 2010 Salı

"Kriz"topher Daum


Türk Futbolu'nun çok yakından tanıdığı, tüm Türkiye'de en tanınmış yabancı teknik direktörlerden biri Christoph Daum.. Yaklaşık 16 senedir Türk futbolseverlerin yakından tanıdığı teknik adam Türkiye'de bulunduğu yıllar boyunca yönettiği takımlarda Alman futbolunu aşılamış, günü kurtarmaya çalışmış, hedeflerini mütevazi tutmuş, ancak domestik anlamda hep şampiyonluğu hedeflemiş bir karakter olarak karşımıza çıktı.

1.FC Köln'de başladığı teknik adamlık kariyerine Stuttgart'la devam ettikten sonra Beşiktaş'a gelerek Türkiye'ye ilk adımını 1994 yılında attı. O zamanlar Sepp Piontek ve Jupp Derwall sayesinde Türk futbolu Alman ekolüyle belli temellere oturtulmak istenmiş, yeni jenerasyonlar da bunlardan etkilenmişti. Alman furyasıyla birlikte çoğu kulüp bu ekolün Türk futboluna katkılarına görerek Alman teknik direktörlerle anlaşarak bir adım ileri gitmek istemişti. Daum da bunlardan biriydi.

İlk sezonunda şampiyon olan Daum, ertesi sezon kötü giden sonuçların ardından Kocaelispor maçıyla birlikte Beşiktaş'taki ilk dönemine son verilmişti, 2. Daum dönemi 2001-2002 sezonunda başlamış, ancak yine beklenen verim alınamamıştı. Buradan Avusturya'ya giden Daum 2003 yılında tekrar Türkiye'ye dönmüş ancak bu sefer adresi Fenerbahçe olmuştu. Fernerbahçede 3 sezon kalan Daum, ilk iki sezonunda kendine has "Lig Hedefi"'ni başarıyla gerçekleştirmiş, elinde bulunan zengin kadroyla birlikte şampiyon olmuştu. 3. sezonunda şampiyon olamamış, beklentileri karşılayamamış ve Fenerbahçe'nin Avrupa hedeflerinin yakınından bile geçememişti.

2009-2010 sezonu başında tekrar Fenerbahçe'nin başına geçen Daum yine hedefi lig şampiyonluğu olarak belirlemiş ve deklare etmişti. Lige 8'de 8 yaparak başlayan Daum'lu Fenerbahçe ilk yarıyı lider olarak bitirmesiyle birlikte Avrupa Ligi'nde de grubunu lider tamamlamıştı. Ocak'ta verilen sezon arasından sonra başlayan 2. yarı "Kriz"topher Daum'un takımına hiç iyi gelmedi; 2. yarının başındaki Denizlispor ve Sivasspor galibiyetlerinden sonra Fenerbahçe son dakikada gelen goller ve hakem kararlarıyla puan ve puanlar kaybetmekten kurtulur duruma geldi. Diyarbakırspor ve Manisaspor maçlarında son dakikalarda gelen gollerle 1 puanı kurtaran Fenerbahçe, kupada evinde 3-0 yendiği Bursaspor'a deplasmanda 3-0 yenilirken son dakikalarda bulduğu golle turu kurtardı. Ancak bu Fenerbahçe'nin son kendini kurtarışı oldu. Son 5 maçında 2 beraberlik 3 mağlubiyet alan Fenerbahçe ligde 3. sıraya kadar gerileyerek lider Galatasaray'la puan farkını 4'e çıkardı.

Krizlerin adamı olan Daum yine pamuk ipliğine bağlı sistemini koparmış ve şampiyonluk ümitlerini yitirerek etrafa saldırır duruma geldi. Son olarak Menejer Aykut Kocaman'dan memnun olmadığını dile getiren Daum senelerdir devam ettiği "inadından" vazgeçmeyerek, bazı oyunculara sonsuz müsamağa gösterdi. Bunların başında gelen Daniel Güiza ise son 2 aydır taraftarlarını çıldırtan futbolu ile apaçık şekilde Fenerbahçe'de bulunmak istemediğini gösterdi.

23 Şubat 2010 Salı

Ronaldo bırakıyor



Brezilya'lı dünya kupalarının vazgeçilmez golcüsü Ronaldo gelecek sene futbolu bırakacağını açıkladı. Kariyerinde 2 Dünya Kupası'nın yanında onlarca kupa ve kupa finali oynamış olan, 3 kez FIFA Footballer of the Year ödülünü kazanmış bundan birkaç sene önce dünyanın en iyi futbolcusu olarak lanse edilen Ronaldo kariyerinin son günlerinde Corinthians'ta forma giyiyordu.

Dün anlaşma imzaladıktan sonra : " Bu benim son kontratım, bu kontratımı da doldurup futbolu burada bırakmak, Corinthians'a elimden gelenin en iyisini vererek futbola son vermeyi istiyorum." diyen 34 yaşındaki futbolcu Güney Afrika'daki Dünya Kupası için : "İçimde hala bir umut var" dedi.

Türkiye'nin en büyük başarısı olan Dünya Kupası 3.lüğünde Türkiye'nin finale yükselmesini önleyen, Brezilya'nın tek golünü kaydeden Ronaldo 2002 Dünya Kupası'nda 2'si finalde olmak üzere tam 8 gol kaydetmişti.

Güle güle göbekli forvet :)

21 Şubat 2010 Pazar

eti'nin şizofrenik gofreti


eskilerden bir reklam, televizyonda çıksın diye reklamları izlerdim, gerçekten başarılı :)


20 Şubat 2010 Cumartesi

takv-i mürekkep




Az önce internette dolaşırken rastladığım ve bayıldığım bir takvim, aslında takvim derken ayıp ediyor bile olabilirim :) Bu takvim Oscar Diaz 'ın elinden çıkmış. O şişenin içindeki mürekkebi kağıt her gün yeni bir tarih boyanacak şekilde emiyor. Her sabah uyandığınızda başka bir sanat eseri oluyor takviminiz :)


Her ayın farklı renkleri varmış, ne yazık ki satın alabileceğimiz bir ürün değilmiş. Londra Dizayn Fuarında sergilenmiş ve bir sanat eseri olarak Oscar Diaz'ın arşivinde bulunuyor. Keşke takvimlerin yerini alsa :)

Shaun White klasiği


Vancouver 2010'da geçtiğimiz günlerde yapılan Snowboard Erkekler Half-Pipe finalinde herkesin şampiyonluk beklediği 24 yaşındaki Amerikalı Shaun White kimseyi kırmadı ve şampiyonluk ipini göğüsledi. Performansı sırasında yeni hareketi olan "mc-twist 1260" 'ı izleyicilere gösteren White 48.4 puan toplayarak altın madalyayı 2006'dan sonra birkez daha kazandı. Fin Peetu Piiroinen 45 puanla gümüş madalyayı elde ederken, bronz madalya başka bir Amerkalı sporcu Scott Lago'ya gitti.







Beşiktaş - Galatasaray





Üç büyükler arasında Galatasaray - Fenerbahçe derbilerinden sonra en çok konuşulan derbilerden biri olan 2010'un ilk derbisi 21 Şubat'ta saat 19.00'da BJK İnönü Stadyum'unda oynanacak. Maçın hakemi Fırat Aydınus; taraftarlar arasında yapılan anketlere göre maçın yıldızı bu hakemin kararlarını doğru veya yanlış değerlendirmeyenler olacak.

Taraflar 324.kez karşı karşıya geliyor. Beşiktaş'ın 2-0 galibiyetiyle başlayan 86 yıllık rekabette, bugüne dek yapılan 323 maçın 113'ünü Galatasaray, 103'ünü Beşiktaş kazanırken, 107 karşılaşma da beraberlikle sonuçlandı.

Şahsen muhtemel onbirler kavramına karşıyım, özellikle bu tür derbi maçlarında taktiksel savaşlar olduğunu düşünürsek son saniyeye kadar hiçbir kesin kadrodan bahsedemeyiz. Ancak tarafların eksiklerinden bahsederek kafamızda kimlerin oynayabileceğini, kimlerin oynayamayacağını netleştirebiliriz.




Evsahibi Beşiktaş cephesinde sakat oyuncu yok, hafta içi yorgun olduğu için çarşamba ve perşembe günü yapılan antremanlara katılmayan Yusuf dışında tüm oyuncular takımla beraber idman yaptılar.

Galatasaray cephesinde ise yaklaşık 4-5 sezondur uğraştığı sakatlıklar devam ediyor.. Uzun süredir sakat olan Kewell,Baros ve Gökhan'ın dışında sakatlığı büyük ölçüde geçen Sabri de bu maçta büyük ihtimalle oynayamayacak. 2-3 haftadır sakat olan Jo ise dün ve bugün antremanların tamamına takımla birlikte katıldı.

Sezonun ilk yarısındaki maçı Ali Sami Yen'de 3-0 kazanan Galatasaray cephesi bu maçtan galip ayrılıp liderliğini sürdürmek isterken, Beşiktaş cephesi de şampiyonluk yarışından kopmamak için mutlak galibiyet hedefliyor.



Neden?

Neden böyle bir blog?

Bu kadar blog çorbasının içinde tuzumuz olsun gibi bir amacım kesinlikle yok.. Hatta bu düşünceye karşıyım, 10 farklı blogun aynı haberi konu ettiğini gördükçe blogların çoğunu kafamdan siler oldum. Orijinal haberlerin blogları her zaman daha çok zenginleştirdiği veya herkesin gözüne çarpmayan ama çoğu yerde yayınlanan haberlerin derlendiği blogların okumaya değer olduğunu farkettim.

Okuduğum blogların büyük bir kısmı futbol bloglarından oluşuyor olsa da elime denk geldiğince başka konulardan da bahsetmek, kendi naçizane yorumumu sunmak, "Çorbada tuz yerine tad olmak isterim"..

İyi seyirler :)